Kodlamanın modası geçecek, aslolan sayısal düşünme becerisi

Robotik kodlama, son yıllarda adeta moda haline geldi. Anaokullarda dahi çocuklara kodlama eğitimleri veriliyor. Aileler çocuklarını yüksek ücretler ödeyerek kodlama kurslarına gönderiyor. OECD Eğitim Direktörü ve PISA'nın yöneticisi Andreas Schleicher ise kodlamanın modasının geçeceği düşüncesinde. Schleicher, “Kodlama sadece bir teknik. Bunun yerine sayısal düşünme becerisi ve veri bilimini öne çıkarmalıyız” diyor.

20.3.2019 - 11:36

Okunma Sayısı : 418

Yorum Sayısı : (0) yorum yapılmıştır.



Konuyla ilgili Hürriyet gazetesinin haberi şöyle: 

 

Geleceğin eğitimi nasıl olacak? Bizi nasıl sınıflar bekliyor? OECD Eğitim ve Beceriler Başkanlığı Direktörü Andreas Schleicher daha paylaşımcı, proje odaklı ve kişiselleştirilmiş müfredatlara sahip bir eğitimin ortaya çıkacağını söylüyor. Ancak direktör, Türkiye ve dünyada okul öncesine kadar inen ve 21’inci yüzyıl becerileri arasında ilk sıralarda gösterilen kodlamanın modasının geçebileceği konusunda eğitim dünyasını uyarıyor. Schleicher’in önerisiyse öğretimde sayısal düşünme becerileri ve veri biliminin öne çıkarılması. 

 

KODLAMA SADECE BİR TEKNİK
Dijital dünyada başarılı olmak için bilgi ve becerileri geliştirmek önemli. Ancak kodlama günümüz teknolojilerinde yolumuzu bulmak için kullanılan belli bir teknik. Şu anki öğrenciler mezun olduklarında kodlama büyük ihtimalle modası geçmiş bir araç olacak. Bu nedenle verilecek eğitimin de sadece bir tekniğe odaklanmak yerine, sayısal düşünme ve veri bilimini öne çıkarması gerekiyor. Öğretimin odağında düşünme ve neden-sonuç ilişkisi kurabilme becerileri olmalı. Yüksek kalitede bir programlama eğitimi için geniş ve dengeli bir müfredata ihtiyacınız var. Öğrencilere dijital okuryazarlık kazandırmalı, bir düzeyde geleceğin iş dünyasına hazır kılmalı ve modern dijital dünyanın aktif bir katılımcısı olmalarını sağlamalıyız.

 

DAHA FAZLA ENTEGRASYON
Geleneksel bürokratik okul sistemlerinde öğretmenler sınıfta bolca öğretim reçetesiyle yalnız bırakılır. Geçmişte eğitim, bilgiyi yaymakla ilgiliydi, gelecekte ise öğrencinin kendisinin de katkı sunduğu bilgiden bahsediyoruz. Geçmişte sınıflar, öğrenciyi dış dünyadan ayrı, içeride tutmaya odaklı bir şekilde tasarlanmıştı. Gelecekte ise daha fazla entegrasyon ihtiyacı doğacak. Bu dersler, öğrenciler, öğrenme içerikleri arasında daha fazla entegrasyon anlamına geliyor. Sınıflarda öğretilenlerin dış dünyayla bağlantılı olması gerekiyor. Toplumun zengin kaynaklarına daha duyarlı bir eğitim yükselecek.

 

PROJE TEMELLİ BİR YAKLAŞIM BİZİ BEKLİYOR
Öğretim programları ders odaklıydı, gelecekte proje temelli olacak. Geçmişte eğitim hiyerarşikti. Öğrenciler alıcı konumundayken, öğretmenler baskın bilgi kaynağıydı. Fakat gelecekte buna yer yok. Öğrenciler de kaynakların hazırlanmasında söz sahibi olacak. Bu daha iş birliğine dayalı bir çalışma anlayışı da demek. Yani alışılageldik çalışma normlarında da bir değişiklik ortaya çıkacak.

 

ÇOCUKLARIMIZA YÖN BULMA YETENEĞİ KAZANDIRMALIYIZ
Okullarda öğrendiklerimizin yaşamımız boyunca kalacağını farz ediyor olabiliriz. Ancak artık ne bildiğimiz ödüllendirilmiyor. Google zaten her şeyi biliyor. Önemli olan bu bildiklerimizle neler yaptığımız. Çocuklarımıza bildiklerimizi öğretirsek, onlar da bizim adımlarımızı takip etmek için bunları belki yeterince hatırlayabilir. Fakat onlara, güvenilir yön bulma becerileri kazanmalarında yardımcı olabilirsek, çocuklarımız da karmaşık, değişken ve belirsiz gelecekte kendi yönlerini bulabilirler.

 

SOSYAL MEDYA BİZLERİ AYIRIYOR
Tüm öğrencilerin gelecekte başarılı olmalarını sağlayacak beceri, bilgi ve değerler konusunda rehberliğe ihtiyacı var. Yapay zekânın bilişsel, sosyal ve duygusal zekâ ve insani değerlerin bir araya gelmesiyle oluşacak bir gelecekten bahsediyoruz. Sosyal medyanın arkasındaki algoritmalar bizi birbirimize benzeyen insanların oluşturduğu gruplara ayırıyor. Yarattığı sanal baloncuklarla kendi bakış açılarımıza olan güvenimizi arttırırken, farklı olanlardan da izole ediyor. Sosyal medya, toplumumuzu kutuplaştırırken görüşlerimizi de homojenleştiriyor. Eğitime bu konuda da görev düşüyor. Geleceğin okulları, öğrencilere empatiyi öğreterek, başkalarını anlamasına yardımcı olmalı. Eğitimin, öğrencilerin doğru ve yanlışı ayırt etmesi için güçlü bir algı kazanmasına destek olması lazım. İnsanlar diğerlerinin yaşam, kültür ve gelenekleri konusunda derin bir anlayışa sahip olmalı.

 

ŞİMDİ SIRA KİŞİYE ÖZEL EĞİTİMDE
Geçmişte eğitimin temel amacı, standartlaşma ve itaatti. Öğrenciler, belli yaş gruplarına göre dağılarak, aynı standart müfredatta eğitim alıyordu. Fakat gelecekte buna yer yok; kişiselleşmiş bir eğitim deneyimden bahsediyoruz. Öğrencilerin kişisel tutku ve kapasitelerine göre şekillendirilen öğretim programlarını daha çok konuşacağız. Geçmişte okullar, teknolojik adalardı. Gelecekte teknolojinin potansiyelini kullanarak bilginin daha özgür bir şekilde yayılmasına görev alacak. Geçmiş interaktifti, gelecek ise paylaşımcı. Öğrenmenin bir yer değil, bir aktivite olduğunu bilmeliyiz. Gelecek, inovatif işbirliklerine kapı aralayacak. Karmaşık öğrenme sistemlerinin dışında kalmak bizi sınırlar. Güçlü öğrenme ortamları sürekli sinerji yaratarak, profesyonel, sosyal ve kültürel birikimlerimizi zenginleştirecek. Bunu okullarda, üniversitelerde ve iş dünyasında görüyoruz. Bu bakış açısının etkisi artacak.


Bu Haber Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu habere (0) yorum yapılmıştır.


Yorum Yapın





ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.
Yazılan yorumlardan Eğitimcinin Sesi veya egitimcininsesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.