Yücel dönemi öğretmenlerine bakın: Bedri Rahmi, Nurettin Topçu, Halide Edip...

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk: "Rahmetli Hasan Ali Yücel döneminde Türkiye'de toplam 60-70 civarında lise var. Hocalar kim? Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurettin Topçu, Enver Behnan Şapolyo, Halide Edip Adıvar vs. Çok özel bir durum, öğretmenler bu insanlar."

18.4.2019 - 11:37

Okunma Sayısı : 599

Yorum Sayısı : (0) yorum yapılmıştır.



Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, katıldığı bir TV programında Cumhuriyet'in ilk dönemindeki eğitim sistemi hakkında çarpıcı açıklamalar yaptı. Selçuk'un sözleri özetle şöyle: 

 

'Yeni Aziz Sancar'lar yetiştirmek için neler yapmalı? Şimdi de eğitim eşit ve ulaşılır mı? Şimdi aslında daha eşit ve daha ulaşılır. Çünkü o döneme baktığımızda bir mukayese problemi de var. Mukayeseden kastım şu; mesela rahmetli Hasan Ali Yücel döneminde Türkiye'de 60-70 civarında lise var. Bugün 10 binin üzerinde okulumuz var. Bütün Türkiye'de 10 binin altında öğrenci var. Binin altında 800 küsur öğretmen var. Ve çocuklar kaymağın kaymağı çocuklar yani zihinsel beceri açısından. 

 


Hocalar Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurettin Topçu, Enver Behnan Şapolyo, Halide Edip Adıvar vs. Öğretmenler bu tür insanlar. Ve taş binalarda liselerimiz var. Ve çok özel bir durum var. Şimdi o günkü gençlere, lise okuyamayanlara baktığımızda okuma-yazma oranında bile bir problem var lise çağındaki çocuklarda. Bugünün Türkiye'sini bu denli küçümsememek lazım. Bugün eğitimde her şey kötü demek çok yanlış ve biz çok mesafe aldık. Böyle baktığımızda elbette yetiştiririz. 

 

Sadece bu sınav sistemi bizim çocuklarımızın enerjisini olmaması gereken yöne akıtıyor. Ve çocuklar anlam üzerinden değil de işlem üzerinden bir eğitim görüyorlar. Bunun önüne geçilebilir mi? Tabii ki geçilebilir. Nasıl geçilebilir? Okullarımız arasında imkan ve öğrenme bakımından çok fark var. Biz bu farkları azaltabiliriz ama bu bir zaman istiyor. Eğer okullar arasında fark azalırsa çocuk, 'İlla ben şu okula gitmek istiyorum.' demekten vaz geçip, okulların birbirine yakın olduğu bir Türkiye'de sınav baskısını az hisseder. Ve sonuçta da bilimin çok daha öne çıktığı güzel bir Türkiye ile karşılaşırız. 


ŞİKAYET MAKAMI DEĞİL, ÇÖZÜM MAKAMIYIZ
Şikayet makamı değiliz. Biz çözüm makamıyız. Bunu çözmek için de Türkiye'nin eğitim sisteminin bir doğası var. Yani birden bire yurt dışında olan bir şeyi alın, nasıl olsa onlar yapmışlar. Biz de burada yapalım diyemiyoruz. Türkiye'deki norm kadro sistemi, öğretmen sayısı, atama bekleyen öğretmenlerle ilgili sayısal durum, mezunlarla ilgili durum, bütün hepsini birlikte düşündüğümüzde gördüğümüz şey şu; bu anlamda bizim başka bir bakış açısına ihtiyacımız var. 'Şu kadar ders saatini azaltacağız, bunu da indireceğiz, çıkartacağız.' meselesi değil. Bu eğitime ilişkin algımızı dönüştürmekle ilgili bir proje ve bunun fazları var. Türkiye şunu beklemesin. Hemen birkaç ayda bütün dünyadaki sistem Türkiye'ye gelecek. Hayır, öğretmen eğitimi yapılmadan okulu dönüştürebilir misiniz? 

 

Müfredatı öğretmen eğitimine bağlamadan bunu yapabilir misiniz? Hayır. Bütün bunları birlikte dönüştürmekten ve fazları ayırmaktan söz ediyoruz. Birinci faz eylülde başlayacak ve derslerin sayısında bir azalma olacak. Ama bu şundan aşağı olmaz ya da şundan yukarı olmaz biçiminde değil, tamamen Türkiye'nin kendi tabiatı, çocuklarımızın, öğretmenlerimizin özellikleri, mevcut kaynaklarımızın yönetim stratejisi, bunlara bakarak yapılabilecek bir şey. Böyle baktığımızda şunu söyleyebilirim; eylülde birinci faz, bir sonraki sene ikinci faz ve artık belli bir aya oturması söz konusu olacak. Gelecek hedefiniz nedir? Eğitimde kalıcı düzenlemeler yapabilmek mümkün mü? Biz bu konuda gerçekten çok olumlu bir bakışa sahibiz ekip olarak. Şundan dolayı, şimdi 50'den fazla ülkenin eğitim sistemini inceleme, gidip oralarda aylarca kalma ya da haftalarca araştırma yapma imkanımız oldu. 

 

Bunu akademik olarak gerçekten iyi incelemiş bir ekibimiz var. Bu işin ben özel sektör tarafında da bulundum. Yani finansman yönetimi, şirket yönetimi, dünya ile rekabet vs. Bu işin bürokrasisinde de bulundum. Yani Talim Terbiye Kurulu Başkanı olarak ve başka süreçlerle, üniversitede akademisyen olarak. Gördüğüm şey şu; biz eğer bir proje yapacaksak bunu gerçekten proje gibi yapmalıyız. Yani güncel olarak, popüler olarak, bazı şeylerden etkilenip ani kararlar alıp, işte parlak olsun, daha popüler olsun diye bir takım şeyler yapmak doğru değil. Her şeyin bir zamanı var. Biz bir bilimsel araştırmaya yönetiyormuş gibi basamak basamak, aşama aşama buna bakmak zorundayız. Böyle bakıyoruz. Bazen çok eleştiriyorlar işte 'Kaç ay oldu geleli hala eğitim sistemi değişmedi.' Eğer biz kağıt üretiyor olsaydık, kalem üretiyor olsaydık, bunu oturur tartışırdım ben. Biz nesil yetiştiriyoruz ve eğitim sistemi birkaç ayda değişmiyor. Birkaç ayda değişim söz konusu olursa, o zaman başka problemlerimiz olacak demektir. Bizim sabırla hiç dışarıdan gelen bu eleştirileri dikkate almadan, neyi ne zaman yapacağımız..."


Bu Haber Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu habere (0) yorum yapılmıştır.


Yorum Yapın





ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.
Yazılan yorumlardan Eğitimcinin Sesi veya egitimcininsesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.